22 Ocak 2023 Pazar

iki yıl aradan sonra...

 Çok uzun zamandır buraya hiç yazmamıştım.. Bunun sebeplerinden birisi ise beli de hiç bu kadar yoğun duygular yaşadığım ve bunu kendimle paylaşmam gereken bir durum olmamıştı. 

Bugün günlerden yas günü..

Bir insanı ne kadar sevseniz de ondan uzak olmanız gerçekliğini kabul etmeniz gereken gün..

Bir süredir hayatımda birisi vardı ve beni gerçekten sevdiğine ilişkiye başlamadan bile inanmıştım.. Hikayenin öncesi bilindik.. Klasik bir başlangıç. Tanışırsın, ama korkuyorsundur. Sevmekten korkarsın çünkü önceden kalbin kırılmıştır. Kendinle yaşamayı, yalnız mutlu olmayı öğrenirsin. Ama bazen birisi çıkar gelir ve seni sevdiğine inandırır. Uzun süren yalnızlığımı bir risk alarak sonlandırmayı seçtim. Sonunun ne olacağını bilemezdim. Sevdim, sevildiğimi düşündüm. Bütün kalbimi açtım ve onu tüm benliğiyle sevmek istedim. Yeri geldi hayaller kurduk, yeri geldi eğlendik, yeri geldi üzüldüm ağladım. Ama hep beni sevdiğini ve seveceğini düşündüm. Beni ben olduğum, yanında kendim olabildiğim için sevdiğini düşündüm. Ama bazen içime çocukluktan kalma bir korku çökerdi. Yeterli olmadığım korkusu.. Yeterince güzel olmadığım, yeterince başarılı olmadığım ya da yeterince bilmem ne olmadığım.. Vardı elbette bazı güvensizliklerim. Yeri geldi elimden tutup bunlardan kurtulmamı sağladı. Bu yüzden ona minnettarım ama bir yandan da hep ben bir şeyleri yapmaya, ilişkinin yükünü yüklenmeye çalışıyordum. Beni üzdüğünü gördüğü halde asla hareket etmez, ben kendi hislerimi ve beklentilerimi açık açık söylemedikçe asla bu konuda konuşmazdı. Zaman geldi ben de tükendim.. Artık bir şeyleri söylemek dahi zor gelmeye başladı. Korkularım büyüyordu.. Endişelerim artıyordu. Belki de onun da hissettiği bana yetemeyeceğiydi, bilmiyorum. Ama iletişimimiz git gide azaldı, bazen olmaz oldu. Ya çok meşguldü ya da yok yorgun. Başka sebeplere yordum bunu. Benimle vakit geçirmek istemediğini düşünmedim. Hissettiğim zamanlarda oldu ama pek üstüne düşmek de istemiyordum belki de kaçmak kolay geldi.

Ama elbetteki git gide daha da başlanmış, bağımlı hale gelmiştim. Önceden tek başıma yaptığım şeyleri yapamaz, onlardan zevk alamaz hale gelmiştim. Hayatım için önemli bir noktadaydım ve stresliydim, ona dayandım. Benim güvenli limanım gibiydi. Onunla iken dertlerimi unutur, o an hiç bitmesin isterdim. Bir gün onu kaybedersem yaşayamayacağımı hisseder, o an çok hüzünlenirdim. 

Gün geldi, ayrılık çattı. İçimde yaşanmamış söylenmemiş o kadar çok şey vardı ki. Suçlayamadım. Seni artık sevmiyorum dediğinde onu suçlayamadım. Suç yoktu ki burda. Histi bunlar bitebilirdi. o an benim vermem gereken tek karar, artık kendime olan saygımı yitirme aşamasındaydı. Ya ufacık, küçücük parçalarla bana verilmiş mutluluğa tutunmak için kendimden vazgeçecek, ya da kendimi seçecektim. Uzun solukta ikincisinin benim için daha iyi olacağı barizdi. Bir insan neden artık on sevmediğini söyleyen birisi ile birlikte olmak istesin ki? İstemezdi ben de istemedim. Böylelikle bir hikayemin daha sonu gelmişti..

Acı çekmeye başladım, onsuz bir hayat düşünmek benim için çok zordu. kalbim acıyordu. Adeta fiziksel bir ağrı kaplamıştı içimi. Biliyordum geçecekti ama bu hissi yaşamak zorundaydım. Yemek yiyemez, yediğim yemekten keyif alamaz oldum. Sanki hayatımın anlamı yok olmuştu. İyileşmem gerekiyordu biliyordum ama bunu yapacak gücü henüz kendimde bulamıyordum. Ama bu normaldi. Hayal kırıklığı yaşayan, sevdiği kişiyi unutmaya çalışan birisi için bu hissettiklerim çok normaldi. Artık o çok sevdiğim kişi hayatımda yoktu ve olmayacaktı. Onsuz nasıldır geleceğim olacaktı hayal edemiyordum. Ağlama krizleri yaşıyordum sürekli ama hayatıma devam etmek, güçlü olmak zorundaydım. Evet çok sevmiştim onu belki de hakettiğinden ve gereğinden fazla. Ama yine yaşayacaktım. Benimle olmamayı seçen birisi için elimden bir şey gelmezdi. Unutmak zorundaydım..Zaman alacaktı ama yapmak zorundaydım.

22 Nisan 2020 Çarşamba

confession

Gecenin getirdiği hüzünle birikmiş duyguların ortaya çıkma zamanı tekrar gelmiş sanırım. Uzun zaman olu yazmayalı birşeyleri biriktirip içimden atmayalı. Ya ben çok hissizleşmiştim, ya fazla mutlu ya fazla umursamaz. Belki de alışmıştım. Karmaşıklıklar koşturmacalar derken kendime dönüp bakma fırsatım olmamıştı belki de. Şu an tarihe tanıklık  ettiğimiz anlardan birini yaşıyoruz aslında. Eve kapanmak zorunda kaldığımız, aslında bizim için neyin daha önemli olduğunu sorguladığımız şu günlerde benim için evden çıkmayalı yaklaşık 40 gün olmuş. Olanlar üzerine geçmiş üzerine gelecek üzerine bol bol düşünme fırsatı buldum da denebilir. Son 1.5 yıldır biraz daha bir şeyler yoluna girmişti aslında. Her ne kadar çok çalışmaktan ölü gibi eve gelsem, lanet okuyarak işe gidip tatilimde en büyük tutkum olan dünyayı tanıma gezme merakımı giderirken  bir yandan devam etmeye çalıştığım okulumla az da olsa mutluydum. Tatmin olabiliyordum.
Son bir aydır sanki hayatımı boşuna yaşamışım biriktirdiklerim elde etmek için bin bir çaba harcadığım şeylerin elimden kayıp gitmesine seyirci kalmak zorunda hissediyorum kendimi. 5 6 yaşlarında başlayan okul sevgim, okuma isteğim hala sönmedi ama çok yoruldum. Ben ne kadar ilerlemeye çalışsam hayallerimden vazgeçmemeye dirensem de sanki dünya tam tersinin olması ve ben seni vazgeçirmesini bilirim dercesine her şey tersine giderken tek tutunabildiğim şey daha kötüsünü yaşadım ben bu da geçecek diyebilmem oluyor belki de. Ama umutsuzluğa kapılmamak elden değil.Tüm olumsuzlukları ve getirecekleriyle kendimi hazırladığım hayallerimden vazgeçmek zorunda bırakılıyorum sanki. Şanslı olmadım hiç.. Çabalamadan defalarca denemeden hiç bir şeyi başaramadım. istediğim kolayca erişmek olmasa da her seferinde bu kadar yenilmek de kolay kaldırılmıyormuş. Toplum, hayatın işleme düzeni bütün haksızlıklar eşitsizlikler... bunlarla savaşabilecek güçte olduğumu düşünürdüm hep. Gücüm artık yetmiyor sanki.. Bırakmak istiyorum gerçekten..
Şuan tek dileğim sessiz sakin bir doğada kendimi dinleyebilmek, huzura kavuşmak.. belki de bazı şeylerden vazgeçmek daha büyük bir erdem olacak benim için. Kendimi daha fazla başarısız, bitik, köle gibi hissetmek istemiyorum. Zaman her şeyi geçirecek iyileştirecek belki. Ya da tek başımıza gelen şey hissizleşmek olacak.. kabullenmek, ses çıkarmamak, öylece izlemek..
Keşke ufak bir ışık görünse yine, var olmaya devam etmenin bir yolunu bulabilsem..

5 Temmuz 2018 Perşembe

Bir ölüm kalım meselesi



Var olduğunu hissettiğin gün silik de olsa bir hayalin, bir yaşama sebebin olur. Seneler boyunca hayali kurulmuş ve belki de bütün hayatın boyunca bütün vazgeçişlerini bir hedef uğruna tanımlamanı sağlayacak umut olacak bir şey.
Ki sen o sırada bir çok yoldaş adlandırdığın insan tanırsın, değer verir değer verildiğini düşünürsün taa ki aranıza zaman girene kadar. Sen denemekten vazgeçersin,onlar bilmez bile. Sorunlarını çözmek için bile çabalama isteğin dahi kalmamıştır artık.
Yıllar geçer, hayat tüm gerçeklerini gösterirken hep o hayallerinin peşinden gitmeye çalışırsın. Engeller bazen o kadar birikiyor ki önünde bir şeyler yolunda gittiği zaman feleğin şaşıyor. Mutluluğunu bağladıklarının bir anlamı kalmadığında paylaşacak çok şeyin olsa da kuru bir kalabalık olan geçmişinin bir faydası olmuyor.
Elinin aramaya gittiği bir iki kişi varsa ne ala, yoksa vay haline. Ağlamak bile gelmiyor içinden insanın. Bırakıp girsen gidemezsin, kalsan kalınmaz, konuşsan konuşulmaz, söz biter. Günlerine başlayıp bitirebilme sebebin de gitmişse elden ne gelir ki? Kocaman bir boşluk sonrası. Anlamsız koca bir hayat. Ağzına kadar dolmuş, bir o kadar da boş.
Evim dediğin tek yere geri dönüş yolunun da kapanmış oluşu. Ne acınası bir hayat.