Çok uzun zamandır buraya hiç yazmamıştım.. Bunun sebeplerinden birisi ise beli de hiç bu kadar yoğun duygular yaşadığım ve bunu kendimle paylaşmam gereken bir durum olmamıştı.
Bugün günlerden yas günü..
Bir insanı ne kadar sevseniz de ondan uzak olmanız gerçekliğini kabul etmeniz gereken gün..
Bir süredir hayatımda birisi vardı ve beni gerçekten sevdiğine ilişkiye başlamadan bile inanmıştım.. Hikayenin öncesi bilindik.. Klasik bir başlangıç. Tanışırsın, ama korkuyorsundur. Sevmekten korkarsın çünkü önceden kalbin kırılmıştır. Kendinle yaşamayı, yalnız mutlu olmayı öğrenirsin. Ama bazen birisi çıkar gelir ve seni sevdiğine inandırır. Uzun süren yalnızlığımı bir risk alarak sonlandırmayı seçtim. Sonunun ne olacağını bilemezdim. Sevdim, sevildiğimi düşündüm. Bütün kalbimi açtım ve onu tüm benliğiyle sevmek istedim. Yeri geldi hayaller kurduk, yeri geldi eğlendik, yeri geldi üzüldüm ağladım. Ama hep beni sevdiğini ve seveceğini düşündüm. Beni ben olduğum, yanında kendim olabildiğim için sevdiğini düşündüm. Ama bazen içime çocukluktan kalma bir korku çökerdi. Yeterli olmadığım korkusu.. Yeterince güzel olmadığım, yeterince başarılı olmadığım ya da yeterince bilmem ne olmadığım.. Vardı elbette bazı güvensizliklerim. Yeri geldi elimden tutup bunlardan kurtulmamı sağladı. Bu yüzden ona minnettarım ama bir yandan da hep ben bir şeyleri yapmaya, ilişkinin yükünü yüklenmeye çalışıyordum. Beni üzdüğünü gördüğü halde asla hareket etmez, ben kendi hislerimi ve beklentilerimi açık açık söylemedikçe asla bu konuda konuşmazdı. Zaman geldi ben de tükendim.. Artık bir şeyleri söylemek dahi zor gelmeye başladı. Korkularım büyüyordu.. Endişelerim artıyordu. Belki de onun da hissettiği bana yetemeyeceğiydi, bilmiyorum. Ama iletişimimiz git gide azaldı, bazen olmaz oldu. Ya çok meşguldü ya da yok yorgun. Başka sebeplere yordum bunu. Benimle vakit geçirmek istemediğini düşünmedim. Hissettiğim zamanlarda oldu ama pek üstüne düşmek de istemiyordum belki de kaçmak kolay geldi.
Ama elbetteki git gide daha da başlanmış, bağımlı hale gelmiştim. Önceden tek başıma yaptığım şeyleri yapamaz, onlardan zevk alamaz hale gelmiştim. Hayatım için önemli bir noktadaydım ve stresliydim, ona dayandım. Benim güvenli limanım gibiydi. Onunla iken dertlerimi unutur, o an hiç bitmesin isterdim. Bir gün onu kaybedersem yaşayamayacağımı hisseder, o an çok hüzünlenirdim.
Gün geldi, ayrılık çattı. İçimde yaşanmamış söylenmemiş o kadar çok şey vardı ki. Suçlayamadım. Seni artık sevmiyorum dediğinde onu suçlayamadım. Suç yoktu ki burda. Histi bunlar bitebilirdi. o an benim vermem gereken tek karar, artık kendime olan saygımı yitirme aşamasındaydı. Ya ufacık, küçücük parçalarla bana verilmiş mutluluğa tutunmak için kendimden vazgeçecek, ya da kendimi seçecektim. Uzun solukta ikincisinin benim için daha iyi olacağı barizdi. Bir insan neden artık on sevmediğini söyleyen birisi ile birlikte olmak istesin ki? İstemezdi ben de istemedim. Böylelikle bir hikayemin daha sonu gelmişti..
Acı çekmeye başladım, onsuz bir hayat düşünmek benim için çok zordu. kalbim acıyordu. Adeta fiziksel bir ağrı kaplamıştı içimi. Biliyordum geçecekti ama bu hissi yaşamak zorundaydım. Yemek yiyemez, yediğim yemekten keyif alamaz oldum. Sanki hayatımın anlamı yok olmuştu. İyileşmem gerekiyordu biliyordum ama bunu yapacak gücü henüz kendimde bulamıyordum. Ama bu normaldi. Hayal kırıklığı yaşayan, sevdiği kişiyi unutmaya çalışan birisi için bu hissettiklerim çok normaldi. Artık o çok sevdiğim kişi hayatımda yoktu ve olmayacaktı. Onsuz nasıldır geleceğim olacaktı hayal edemiyordum. Ağlama krizleri yaşıyordum sürekli ama hayatıma devam etmek, güçlü olmak zorundaydım. Evet çok sevmiştim onu belki de hakettiğinden ve gereğinden fazla. Ama yine yaşayacaktım. Benimle olmamayı seçen birisi için elimden bir şey gelmezdi. Unutmak zorundaydım..Zaman alacaktı ama yapmak zorundaydım.